30 Temmuz 2014 Çarşamba

133


İç konuşmalar:
 Sağır olmuş bir piyanist gibi.. Yıllardır çalıyorsun bu piyanoyu. Bilmiyorsun ki bozuldu gitti piyano. Seni gören yanındakine sorup duruyor; ''Neden sesi çıkmayan bir piyanoyu çalıyor ki?'' Yanıt veriyor işin aslını bilen; ''Onun için fark etmiyor ki, kendisi sağır.'' 
Yani hiç kimse duymuyor benim müziğimi. Benden başka hiç kimse. 
Bu yüzden bir ifade, bir jest de oluşmuyor hayatla aramızda. 
Ben onun duymadığından habersizim. O benim duyduğumdan habersiz....

26 Temmuz 2013 Cuma

132

bazen yakınındaki uzak , uzağındaki yakındır ya. işte bana ikisi de uzak.
hiç bir şey manevi bir bütünlükle sarmıyor beni.
çocukluğumu da özlemedim, o zamanlar da böyle hissederdim.
ben hep avaz avaz öne atılan olurdum, dört kolla bağlanan,
gözeten, koruyan, hırçın! kendine umarsız, saf ve samimi olanın hakkına siper gibi, dünyanın bir ucundaki vicdansızlığa yumrukları sımsıkı bir çocuktum. çok üzüntü vardı hep içimde. tarifsiz ve yeryüzü kaç kilometreyse o kadar.. bir şeyleri değiştirmek isterdim. insanlar güçleri yeteceği halde neden adalet için dimdik değillerdi, neden birbirimizi bulamıyorduk, niye insana evrilmiyorduk inatla anlamazdım.
ben büyürken gerçekten çok yoruldum. ve bazı akşamlar dayanamayıp delirdim. ve bazı sabahlar aklım geri geldi diye üzüldüm. ama en çok hissettiğim sıkılmaktı. bence bu denli gözü gördüğünden kör bir kalabalığın içinde olmak çok sıkıcı.
bu sebeple hep çocuklara yakın durdum. aklı büyük kalbi büyük ruhu çocuk olanlarla mutlu olabildim. bazı insanlar çocuk yaşta ruhlarını kirleten bu kalabalığa ve onların sevilmek üzere koydukları kurallara sorgulamadan boyun eğiyorlar. bazıları yetmişine merdiven de dayasa hep sevmenin, gerçek sevginin peşinde.
bir rüya gördüm aklımda bunlar vardı uyandığımdan beri. unutmayayım diye yazdım. nesneler kaybolur hisleri kalır ya rüya aleminin. aslında belki de her şey için aynı bu.
maneviyatın maddiyata hükmettiği bir dünya diliyorum.
umarım ki dünya gözüyle de görürüm.

131


  1. Uzun bir hikaye. Kendi yazdığım, bir hikaye. Yazabilmek için unuttuğum. Aslında herkesin en iyi bildiği bir hikaye. Ve her yerini. Ve bir ağaca söz gelimi biraz uzun süre baktığında, yada bir çocuğa, hatırlar gibi olup ürktüğü. Yanisi yaşayabilmek için unuttuğu. Fakat bazı şeyler daha yaşanmamışken anıdır. O kadar keskindir kesindir kalıcıdır. Örneğin ruhumun sızdığı bu duvar. Kapalı bir yara gibi, dünyayı daha da vedalaşılamaz kılıyor.

    Uzun bir hikaye. Daha çocukken daha çokken yani apaçık ve azıcık. "Biliyorduk" dediğimiz o hani, "hep biliyorduk!"
    Biliyorduk yalan mi, fısıldıyorduk kulağımıza cevapları durmadan. Yalnızca suspus izlenip, vedanın sineye çekildiği bu toprak parçasında, bağırıyorduk; "Hepimiz birbirimizin tortusu, dibiyiz. Hepimiz içimize attığımız bir şeker misali, dönüp dolaşıp da yok olmadıkça maalesef ki tatsız, ve gibiyiz!"

    Uzun bir hikaye. Derin bir bellek. Kayboldu nitekim, büyüdükçe büyüyerek kayboldu gözden, durduğumuz yerin odağı, baktığımız ufkun uzağı.. Yok söyleyecek sözü kimsenin.. Ve kalmadı artık maviyle mavi arasında bir fark. Ve balıkla kuş. Ve insanla insan.
    Ne yalan söyleyeyim pek sevmedim bu dönenip duran, hantal dünyayı ben en başından. Herkes de bilir. Herkes gibi geldim. Herkes gibi kaldım. Herkes gibi oyalandım ucundan.

    ki Aşk beni oyaladı. ki Aşk bizi oyaladı.
    Aşk bizi ne güzel oyaladı vesselam. 

130

bana cesur diyorlar. aslında korkağım. sadece bir kez ele geçen gençliğin göz açıp kapatıncaya kadar biteceğini biliyorum. sen de biliyorsun. geriye dönüp baktığımda yapmadıklarım için duyacağım pişmanlık ve her türlü iç sıkıntısı beni korkutuyor.
sen hala bekliyor musun?
çok cesursun.

30 Ekim 2012 Salı

129


insanlara bakıyorum 
zamana bakıyorum
sonra yine insanlara bakıyorum
ama karşıya geçemiyorum :) 
işte benim sorunum bu, bilmem anlatabildim mi?
öyle etkiliyor ki diğer hayatlar beni, bir sabah tanıdığım herhangi biri olarak uyansam tüm gün gerçekte o bedenin içindekinin ben olduğumu en yakınlarının bile fark etmeyeceğine neredeyse eminim. ciddiyim.
sanırım benim içsel yolculuğum bir diğerininkiyle kesiştiği anda sona eriyor. bir kitapta yada filmde kendinizle özdeşleştirdiğiniz o adama yada kadına nasıl dönüşüyorsanız bir kaç saniye de olsa, işte birden bire karşımdakinin ruhunu tıpkı öyle içime sızarken yakalıyorum. yakalıyorum dediğime bakmayın bir yön bir insiyatif filan yok ortada. kendi tepkilerimi (eğer varsa) kendi kişiliğimi yitiriyorum. ses tonum duruşum mimiklerim yürüyüşüm hızım hatta algım... değişiveriyor. kiminle bir süre vakit geçirsem dönüp baktığımda aynadaki yansımam yabancı gözlerle bakıyor bana. kimsin?
ha bir de dışarıdan tüm bu olup biteni izleyip eğlenen, meraklı bir çift göz var ki, salt kendimle kaldığımda, bir heyecan alınmış, uçup kaçmasın diye bileğe bağlanmış, önce salonun ortasında tavana yapışık coşkulu halde duran, derken arka odalardan birine kaldırılan, kim bilir kaç gün sonra da buruşmuş halde yerde baygın bulunan bir uçan balon gibi yavaş yavaş kısılıyor kapanıyor...
sanırım çok kolay sosyalleşebilen uslanmaz bir asosyalim.
düşünüyorum da belki karakterim böyledir. kökleri dışarıda nefes alabilen bitkiler gibi.
kim bilir belki bu da benim içsel yolculuğum;
üstü açık.

21 Ekim 2012 Pazar

128

ÇÖL İSTİYORUM. 
KUMDAN BAŞKA HİÇ BİR SES KALMAYANA DEK YÜRÜMEK İSTİYORUM İÇİMDE..

8 Ağustos 2012 Çarşamba

127

bazen istemediğimiz halde bir şeyler yaparız. 
bu iki türlü olur; ilki yapmaya mecbur olduğumuzun bize dikte edilmesiyle ve yapmamamız halinde olacaklardan kaygı duymamız sağlanarak gerçekleşir, ikincisi ise yine hiç istemesek de yapmaya mecbur olduğumuzu, bunu yapmanın doğru olduğunu ve hayat üzerinde duran tüm benliğimizin bu doğrunun gerçeği ile hareket etmediğimiz taktirde sağlıksızlaşacağını sezmemiz ile gerçekleşir.
ilki bizi aptallaştırır ve köle yapar.
ikincisinde ise ruhumuz olgunlaşır ve büyürüz.
bu sebeple istemediğiniz hiç bir şeyi yapmamış olmak katışıksız manada bir özgürlük taşımamaktadır ve övünülecek bir şey de değildir.

31 Temmuz 2012 Salı

126

karışık duygular içindeyim.. ne merkezinde durduğum bir yer oldu ne de yörüngesi olacak kadar güçlüydü bir şeyler.. öylesine bir yerde durdum, öylesine turladım hayatın çevresinde. hoşuma gitti bir yörünge gibi gelip geçen başka yörüngeleri selamlamak. sonra rolümü iyi yapmaya başladım. zaten mesele bu, yoksa daima mutsuz oluruz bizler.. bilirsiniz. başka bir tercih yokken.. yani ne anlamı vardır 
gitmenin. olduğun yerde değilken, gitmek bir seçim bile değildir ki.

neredeyse iki sene olacak fark edeli; ait olmadığı yerlerde doğarmış insan bazen, ait olmadığı bir hayatı yaşar ve hiç bir yere ait hissedemeden ölebilirmiş. çokmuş böyleleri üstelik.. belki şans, belki bir akıl -yoksa kalp mi- hastalığı ..ben alıştım bu alışamamalara, bu olduramamalara, kendi kendi susamamalara.

yabancılaşmanın tek iyi yanı, her şeyin git gide daha da gülünçleşmesi. artık bir çocuk oldum ben. bütün bu anlamsızca savaşa rağmen kaygıya, korkuya ve sinip duran mutluluğa karşı içimde inatçı bir yabancı duruyor.
örneğin az önce ölü bir askerin kafasına kuş pislediği için yükses sesle güldü ve şöyle dedi ona; "artık birbirimizi anlıyoruz ama çok geç..."

4 Temmuz 2012 Çarşamba

125

bir insan bir diğerine gerçek sevgiyi hatırlattığında 
dünyanın tüm gerçeği değişebilir.
bu o kadar korkulan ve o kadar yabancılaştırılmış hatta kutsallaştırılmış bir saflık ki artık,
ona sahip olmak için sadece kalbe teslim olmaları gerektiğini adı gibi bilen milyonlarca insan,
sırf yara almamak için bu suni uzaklığı bahane ediyor kendine.

ne olur bırakın bir yanınız hep ağlasın diyorum zararı yok!.. aksi nasıl mümkün olabilir ki şu dünyanın haline bir bakın...
bırakın daima hüzünlü.. daima kırgın kalsın.
kalacak.... çünkü o gerçek..
çünkü o daima, hissettiği hayret verici güzelliklere bakarken, her an yepyeni ve doygun olan bu dünyanın bazılarının gözüne sönmüş bir yangın yeri gibi görünmesinin mahcubu olacak..
elinden onlar adına ne gelirse yapacak.. kırılacak.. aşağılanacak.. anlaşılmayacak..
çünkü onlar ne yazık ki aramızda bunca dile dilsiz, bunca ufka kör olmuşlardır.
çünkü -büyük sızıdır- buz kesmiş o kalplerden sızıp gelen en yıkıcı söz, en harap edici eylem dahi; içinde yangın taşıyan bir kalbi, onların haline duyduğu üzüntü kadar üzmeyecek..

bu yüzdendir, öyle yada böyle yürüdüğüm her yolun en karanlık köşelerine kadar minnetçisi olurken ben.. aynı istidatı paylaşmadığım için, bu mükafatın talih o ki bana hizmet ediyor olmasından ötürü sıradan bir insanoğlu olarak şu dünyanın kadifeden sırtını gezerken, onlardan af diliyorum.

kalbim,
teşekkür ederim.

9 Nisan 2012 Pazartesi

124

aşkın en iyi yanı
bu dahil hiçbir şey düşünmenize olanak tanımamasıdır
yoksa insan denilen 
bu cahil, laktik diyalektik karışımı çekilir şey değil beyler bayanlar
ben tarafsız düşman! ezeli yabancı!

ellerim cebimde gezdim yangın yerlerinizi
küllerine bakıp yeniden doğacaklarına inananlara tavsiyem
öldüğüne inandıysanız
doğmayacaktır!

20 Mart 2012 Salı

123

senden zarar görenler hayatında kalmakta inat ediyorlarsa bu iki anlama gelir: ya senden iyi bir karşılık görmeyi arzulatan hastalıklı bir egoları vardır, yada yemeğin soğumasını bekliyorlarıdır ;)

25 Şubat 2012 Cumartesi

122


kitaplar hayatlar hikayeler sonunda anladığım bir şey var ki;
bir kadın asla geri dönmez. sadece şöyle bir bakar.
bazen bir dakika, bazen bir ay, bazen bir ömür.
sadece bakar.

ben onların bakmasına bakarım
orada olmadıkları süre boyunca.

bunu hatırlatmaman için sana yalvaran gözlerine,
sıcak mutfak kokusuyla teskin ettikleri zihinlerine bakarım.
saçlarına,
beyaz boyunları boyunca
ağlayan.

18 Şubat 2012 Cumartesi

121


sanatçı, eline bir şeyleri değiştirme fırsatı geçtiğinde, değiştirebilendir.
kahraman ise bir şeyleri değiştirme fırsatı verilmediğinde dahi onu yaratan ve değiştirendir.
kimse sizden kahraman olmanızı beklemiyor.

7 Ocak 2012 Cumartesi

120

büyük kayalıkların küçük mezarları içinde
dalga kırık, yakamoz derin, hayat kesit

hayal, seni aşar
gerçek bu kadar basit!

23 Aralık 2011 Cuma

119

Yaradılışında olmayanı giyinirsen o zırh bir gün seni giyer .

8 Aralık 2011 Perşembe

118

boylu boyunca uzanmış bir ayna
yere göğe
her şeyin arasına uzanmış
zerk eden
terk eden ıslığını


sır -
rüzgar -kendini sürükleyen

ebediyen...

3 Kasım 2011 Perşembe

117

suya rengini veren
gölgesiz kalbini iki dağ arasına bağırsam
yankısı uzayıp gider 
saçların uzayıp gider
ellerim

dört yanı aydınlık ay

kırk fısıltı bir çığlık edermiş
sen beni yaşadım say.

8 Ekim 2011 Cumartesi

116

atıldığından beri düşen bir çiçek var içimde. zeminsiz. adsız. kokusu hızına yenilen. 
ellerini düşünüyorum durmadan. adını. kokunu. yerçekimi hafifliyor...

13 Eylül 2011 Salı

115

ben bu aşkı sana bile değişmem!..

8 Eylül 2011 Perşembe

114

akıl zekanın uyanık halidir.

25 Ağustos 2011 Perşembe

113

kuantum (çekim) yasası kısaca şudur: " Her zaman bir B planı olanlar, B planını yaşarlar. "

31 Temmuz 2011 Pazar

112


Kenarında durduğum bir uçurumsun
Ayağım kayamaz mı!?

111

hiçbir su, bir taş kadar derinleşemez.

28 Temmuz 2011 Perşembe

110

TAHTABOŞ

Uyku tutmuyor
Dikiş tutmuyor
Kıvam tutmuyor

Kan tutmuyor
Alem iki laf, birbirini tutmuyor...

Sabaha karşı silahı tutukluk yapan biri
Kalkıp o gün de işe gitse
Selam verse, rakamlar tertiplese, imzalar atsa
Öğle yemeğinde anlatılan bir fıkraya gözünden yaş gelene dek gülse
Yahut bir fıkra anlatsa (daha anlatırken güldüğü)
Yani demem o ki
İnandırsa bize o günü yaşadığını
Belki yıllarca inandırsa
Sevmediği kötü bir huy gibi
Kim nerden bilecek
Kim kimi biliyor

Rüya kara
Kumaş kaygan
Tat yavan
Tahta boş

Alem iki yemiş, biri kalbi kör eder
Biri aklı sarhoş

109



Duyguların ilk belirdiği yeri hatırlıyor musun? O yer senin mabedin olabilir. Seni mutluluk kimyacısı yapabilir. Mezarın olabilir.
Nerde öğrendin sevgiyi? Öfkeyi, merhameti? Masumiyeti? Sağ elinle sol elini tuttuğunda, bilirsin. Oraya bak. Sevinci kimden öğrendin? Nerde incindin ilk? Hırsın, tutkun, gücün ve zaafın nerden sızdı?

Birlikteyiz.. Ama sen kimsin? Peki ben bunu sana ne hakla soruyorum.

Beni mabedine al, mezarına sok. Ne ah ederim, ne isyan. Ben hayran olurum, görürüm, kalbimde bir ağız var. Susuyorsam, Aşk'a ilk vurulduğumuz yer, bir.
Öyle ki bana uzattığın sağ elini tuttuğumda, sen bırakana dek onu sol elim sanmıştım.

Hoşgeldin - ikiliği gördün mü?
Görmedi değil mi kimse seni? - yalnızlığı gördün mü?
Gerçekten de apaçık bir gün, sevginin genişliği göğün derinliğince. Sadece hafızamdaki canlı bir anı mıyım artık? - korkuyu gördün mü?
İyileşmek.. birgün boyunca sadece bir karıncanın peşinden gitmenin coşkusu. - çocukluğu gördün mü?
Çok acı. Kimsenin kapısını çalana sırtını dönmediği günler geride kaldı. Artık iyileşme arzusu bitmişti. - kırılmayı gördün mü?
Tanrı kimseye taşıyabileceğinden fazla yük yüklemez - sabrı gördün mü?
Kimsenin taşıyabileceği sınır kimsece bilinemezken, kalp kırmak büyük zulüm. - aklı gördün mü?
Bazıdır.. Taşıyamayacağı o sınırın en yakınına varan için heves öyle söner ki, ne aklı kalbini ne de kalbi aklını var olanı taşıyabileceğine dair tek zerre ümide ikna edemez olur. - delirmeyi gördün mü?
Gören oldu mu seni? - yalnızlığı gördün mü?
Bir daha gelme. - sonu, gördün mü?