26 Ekim 2009 Pazartesi

10

Kaybolduğun yerler bilinmez. Kimse kaybolduğu yeri bilmez.

Aklımızın sınır kenarlarında, hiç şüphesiz ki “geçmiş”, içinde bulunduğumuz “an” ile karşılaştırıldığında, HAYAT’ın yüzünde asılı küçük ve gülünç görünümlü bir gözlük gibi dururdu.

“An”, biz ona bakınca geçmişe karışan, gördüğün anda yitip gidendir. Şayet ona bakmazsan hep onu yaşarsın. Görmeye çabalamazsan yalnız onu görürsün.


9

Boşluğuna düştüğün zaman anlarsın kendinin. Orada yürür evsiz kaplumbağa. Hiç büyümeyecek kediler oradan bakar. Bir yağmura ıslandığı zaman ayaklarım, yollar nasıl uzarsa; su emmiş kağıtlar gibi yırtıldığında nasıl elden bir şey gelmezse öyle ayrılıklar sürüyor.
Çekiliyor, genişliyor ve kopuyor, kendimle cansız bedenim ara
sında gerili lastik. Taş düşüyor avluya. Güvercin hayatın geri kalanını çırpıyor. Kanat beni! Tanrım!, elimden ölümden fazlası gelene dek!