20 Nisan 2010 Salı

26

Dün gece yatmadan önceydi. Sütü ısıttım. İçine bal koydum. Gece genelde 3 kez uyanır. Biberonu hazırladım.
"Herkes rüya görüyor. Kimileri riya görüyor. Hayat işte."
Bulaşık vardı biraz, yıkadım. Uzaktayım.
"Kırgınım."
2 kitabı hep yanımda götürürüm. Biraz Dalgalar. Biraz Bezik Oynayan Kadınlar. Biraz okudum...
..."Evet kırılacak bir sebep yoktur ortada, hep öyle denir. Ama olan bu ve evet bu gerçek."
Uyurken ona baktım. Bir bebeği uyurken izlediğinde, onun kimseyi asla incitmeyeceğine itimadediverirsin. Bu kadar kolay ve yanıltıcıdır sevilmek de. Ama sevmek öyle değildir, bilirsin. Kitapları çantama koydum. Hayat tamircisinden 3 şarkı dinledim.
"Hala kırgınım. Kırgın olmamın önemsenmemesi bir yana.." -ki asıl kırıcı olan bu olmalı- dedim, "Belki göremediğin birşey vardır ortalıkta. Ortalık yerde. Belki haksızsındır. Güçlü olduğun için, kendi doğrun nasıl olmuşsa dünyanın merkezine oturmuştur da gerçeği göremiyorsundur."
Gözlerini kaçırır insanlar... Ellerini, kalplerini, eşyalarını, anılarını, hayallerini, kırgınlıklarını, neleri varsa daha... gelecek diye bir yere kaçırırlar. Bir yönteme, planlara..
"Kim demişti; Karakteri olmayanların yöntemleri vardır."
Aynen öyle. Telefonumu kapadım(!) Malum dünya üzerinde soluk alıpveren biz faniler arasında, birbirini salt ondan aldığı şeyler için, karşıdakinin onu hayatına koyduğu yerle mutluluğu yakalamış olduğu için sevebilen, bencil ve kalp tembeli insanlar sahildeki kum kadar çok.
"Yöntemlerin işe yaramayacak. Yanılıyorsun, çektiğin fotoğraflara tekrar bak.. Ben tanıdığın kimseye benzemiyorum."
Gözlerimi kapadım. Çocukluğumdan beri kurduğum hayali yine kurdum.
"Yalnız olduğuma inanacak kadar boşaltmadın ruhumu hiç. Sana şükürler olsun..."
Ve Tanrı'nın kokusu burnumdan yukarı göz kapaklarıma ulaştı, onları ağırlaştırdı, ordan kulak arkama yayıldı ve boynuma, sonra köpüren bir dalga gibi ense kökümden beynime ulaştı. Beynim uyuştu, ve şimşek hızında saliseler içinde tüm bedenime, en ufak sinirime bile ulaştı...!
"Hergün bir öncekinden daha güzel. Bunu kalpten hissedebilene ne mutlu."
Hayat herkese hakettiğini verecek. Yeter ki biz hep böyle iyi tartalım, iyi belleyelim doğanın o görünmeyen asıl gerçeğini.
"O bize hakettiğimizi verdiğinde, biz onu alabilecek zayıflıkta olacakmıyız?"
İşte asıl soru bu. Çünkü insan iki şekilde kırılmaz. Ya bir daha öylesini hissetmeyecek kadar katılaşırsın. Yada gelen darbeleri kendinden (yani bütünden) ayırmayacak kadar yumuşarsın.

Canı gönülden diliyorum ki, kalbimiz kolay yolu seçmesin; birgün tekrar, kırılmayacak kadar, yumuşasın........
Seni Seviyorum.

20Nis-y-an2010

0 yorum: