23 Aralık 2011 Cuma

119

Yaradılışında olmayanı giyinirsen o zırh bir gün seni giyer .

8 Aralık 2011 Perşembe

118

boylu boyunca uzanmış bir ayna
yere göğe
her şeyin arasına uzanmış
zerk eden
terk eden ıslığını


sır -
rüzgar -kendini sürükleyen

ebediyen...

3 Kasım 2011 Perşembe

117

suya rengini veren
gölgesiz kalbini iki dağ arasına bağırsam
yankısı uzayıp gider 
saçların uzayıp gider
ellerim

dört yanı aydınlık ay

kırk fısıltı bir çığlık edermiş
sen beni yaşadım say.

8 Ekim 2011 Cumartesi

116

atıldığından beri düşen bir çiçek var içimde. zeminsiz. adsız. kokusu hızına yenilen. 
ellerini düşünüyorum durmadan. adını. kokunu. yerçekimi hafifliyor...

13 Eylül 2011 Salı

115

ben bu aşkı sana bile değişmem!..

8 Eylül 2011 Perşembe

114

akıl zekanın uyanık halidir.

25 Ağustos 2011 Perşembe

113

kuantum (çekim) yasası kısaca şudur: " Her zaman bir B planı olanlar, B planını yaşarlar. "

31 Temmuz 2011 Pazar

112


Kenarında durduğum bir uçurumsun
Ayağım kayamaz mı!?

111

hiçbir su, bir taş kadar derinleşemez.

28 Temmuz 2011 Perşembe

110

TAHTABOŞ

Uyku tutmuyor
Dikiş tutmuyor
Kıvam tutmuyor

Kan tutmuyor
Alem iki laf, birbirini tutmuyor...

Sabaha karşı silahı tutukluk yapan biri
Kalkıp o gün de işe gitse
Selam verse, rakamlar tertiplese, imzalar atsa
Öğle yemeğinde anlatılan bir fıkraya gözünden yaş gelene dek gülse
Yahut bir fıkra anlatsa (daha anlatırken güldüğü)
Yani demem o ki
İnandırsa bize o günü yaşadığını
Belki yıllarca inandırsa
Sevmediği kötü bir huy gibi
Kim nerden bilecek
Kim kimi biliyor

Rüya kara
Kumaş kaygan
Tat yavan
Tahta boş

Alem iki yemiş, biri kalbi kör eder
Biri aklı sarhoş

109



Duyguların ilk belirdiği yeri hatırlıyor musun? O yer senin mabedin olabilir. Seni mutluluk kimyacısı yapabilir. Mezarın olabilir.
Nerde öğrendin sevgiyi? Öfkeyi, merhameti? Masumiyeti? Sağ elinle sol elini tuttuğunda, bilirsin. Oraya bak. Sevinci kimden öğrendin? Nerde incindin ilk? Hırsın, tutkun, gücün ve zaafın nerden sızdı?

Birlikteyiz.. Ama sen kimsin? Peki ben bunu sana ne hakla soruyorum.

Beni mabedine al, mezarına sok. Ne ah ederim, ne isyan. Ben hayran olurum, görürüm, kalbimde bir ağız var. Susuyorsam, Aşk'a ilk vurulduğumuz yer, bir.
Öyle ki bana uzattığın sağ elini tuttuğumda, sen bırakana dek onu sol elim sanmıştım.

Hoşgeldin - ikiliği gördün mü?
Görmedi değil mi kimse seni? - yalnızlığı gördün mü?
Gerçekten de apaçık bir gün, sevginin genişliği göğün derinliğince. Sadece hafızamdaki canlı bir anı mıyım artık? - korkuyu gördün mü?
İyileşmek.. birgün boyunca sadece bir karıncanın peşinden gitmenin coşkusu. - çocukluğu gördün mü?
Çok acı. Kimsenin kapısını çalana sırtını dönmediği günler geride kaldı. Artık iyileşme arzusu bitmişti. - kırılmayı gördün mü?
Tanrı kimseye taşıyabileceğinden fazla yük yüklemez - sabrı gördün mü?
Kimsenin taşıyabileceği sınır kimsece bilinemezken, kalp kırmak büyük zulüm. - aklı gördün mü?
Bazıdır.. Taşıyamayacağı o sınırın en yakınına varan için heves öyle söner ki, ne aklı kalbini ne de kalbi aklını var olanı taşıyabileceğine dair tek zerre ümide ikna edemez olur. - delirmeyi gördün mü?
Gören oldu mu seni? - yalnızlığı gördün mü?
Bir daha gelme. - sonu, gördün mü?

108

Sana rüzgarı gösteremem, ama geldiğinde
kendi dışındaki her şeyde varlığını ispatlar.

26 Temmuz 2011 Salı

107

iki tür sevgili vardır:
aşkı özlediği için senle dolan
seni özlediği için aşkla dolan.

17 Temmuz 2011 Pazar

106

ne zaman dinlesem özlüyorum
içinde hiç olmadığım o anıları
sanki sol elim sağ elimden habersiz
bir sümbülü tarıyor sapsarı...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

105

suyun içinde sudan çıkmış balıklar gibi siz
kaygılı, kaygan ve nefessiz
çırpınırken kendi yarattığınız boşlukta
bir çırpıda en derindeyiz işte biz
kimliği sorulduğunda kalbi çarpanlar

kimiz biz, hepimizi toplasak bir zerre değiliz
belli değil adresimiz, ismimiz
çölde doğsak, büyüsek, ölsek de
biz, deniz kabilesindeniz.

29 Haziran 2011 Çarşamba

104

yazmak istediklerimden fazlasını yazdım
söylemek istedikleriminse çok azını söyledim
ne korku ne yorgunluk

siz ne gördünüz böyle acele

böyle zalim ve zayıf
ne gördünüz ben bakamadım

kırgın olan kalbim değil,
aklım.

103

unutmam gerekenlerin sayısı artmasın artık!.. hayat! hazmet! BÜYÜMÜYORUM!!!

9 Haziran 2011 Perşembe

102

hazmedemeyeceğimiz şeyler vardır hayatta ve yanılıyorsun bu ne yaparsan yap değişmez. 
o orda kalacak. 
hazmetmen gereken tek şey bu. ancak böyle kurtulabilirsin onun gasp ediciliğinden.
şimdi kalk ve sadece yürü.. kalabalık bir caddeye çıkana dek yürü.. yürürken yalnız ayaklarının altını hisset. yumuşak, sert, kavrayan ve bırakan... 
bir trafik lambasına dek yürü. ve oraya vardığında, ve yeşil ya

ndığında, beklemeye devam et, bırak herkes gitsin.
çünkü senin bir anı'n var. haddinden çok anılmış bir anı'n. an'ını ele geçirmiş bir anı'n. işte sana olan bu.
kırmızı yandığında ise içinden şöyle de "tüm geçmişim ayaklarımın altından hızla kaldırıma akıyor"
sonra bir şey yap. kırmızı meyveleri sayabilirsin mesela, hiç saydın mı? bir kırmızı ışık boyunca kaç tanesini sayabilirsin?

işte tekrar yeşil yandı. yola ilk sen atıl.
çünkü bunu yapmak senin hakkın!
çünkü sen insansın, insan histir
kalptir, şevktir.
bile bile ölür
aklı yeniktir.
asıl güç bunu kabul etmektir.
asıl iyileşme bırakabilmektir ve bu ciddi bir iştir.

31 Mayıs 2011 Salı

101

yeri doldurulamaz olan tek şey, zaten dolu olandır.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

100

Yüreğinize alınmayın ama insan korkunç bir tür. Bendeki sadece avunma mekanizması!..

1 Mayıs 2011 Pazar

99

insan dediğin bir gün bir anlığına herşeyi özleme ihtimali olan bir canlıdır. kimse kendini abartmasın.

29 Nisan 2011 Cuma

98

fazla ciddiye alıyoruz hayatı. yüzük seçmek kadar basit aslında her şey. ilk görüşte seni çeken, kendinden bir parça bulmuşsun gibi hissettiren bir şey yoksa oyalanmayı bırak ve çık. çünkü ordan ne alırsan al sana yük olacak. üstelik sen bunu kendi özgür seçimin sanacaksın! ;)

27 Nisan 2011 Çarşamba

97

bizler yaşamın içinde değiliz artık. bizden öncekilerin inşa edip içine çekildikleri hayali bir yaşamın içindeyiz. bunun içine doğduk ve bu nedenle hep bir şey eksikmiş gibi hissediyoruz. sanki hep birini, bir şeyi bekliyoruz. özlüyoruz... savaşıyoruz! ait olmadığımız yere sımsıkı tutunmak için. yorgunuz.. kaygılıyız.. kollarımız ağır, rüyalarımız gergin. 

yaşam enerjimizi geri almak zorundayız! 
yaşam enerjimizi geri almak zorundayız!
ve bunu yaparken neyden vaz geçtiğimizin bir önemi yok!! çünkü hiçbir şey insanın kendi cesedini taşıması kadar korkunç olamaz! hem de bir ömür boyu!!!...

11 Nisan 2011 Pazartesi

96

bir çizgifilm kahramanı olarak boşlukta yürüdüğümü unutup aşağı bakmam büyük sakarlıktı kabul ediyorum. düşerken manzarayı seyrretmekten tutunmayı da akıl edemedim, doğru. etsem çabalarmıydım açıkçası bilmiyorum.
yine de şanslıydım. su o kadar soğuktu ki dibe vardığımda hala bir bütündüm.
...ama o kaşık kafamı karıştırdı!!!

8 Nisan 2011 Cuma

95

kaygı bozukluğun olacağına saygı bozukluğun olsun!

16 Mart 2011 Çarşamba

94

kalbimin tersine ben erken uyumayı severim..kalbime en yakından temas eden rüyalardır çünkü. 
kalbim bunu bilmez. bilse onca zaman yol gözler miydi hiç..

93

haritanın yırtılan yeri..gidemezsin dediler gittim. dönülmez dediler döndüm. herkes anılarımı yazmamı bekliyor, hayal kırıklığını sevdikleri için.

13 Mart 2011 Pazar

92

zeka bize ne yapar?bir çocuk gördüğünde yaşını tahmin etmeni sağlar. havaya baktığında o gün yağışlı mı olacak bilirsin. bir yüze bakınca neyi sever neyi sevmez, kimdir kim olmak ister anlarsın. ufka baktığında hep çizginin ardındakini düşünürsün. duvarlara baktığında da.dalda üç elma sallansa hangisini istediğini bilirsin. ve istediğini elde edersin. ama zeka bir şey daha yapar. giderek genişler ve kontrol edemezsen senden "an"ı çalar. his kundakçısıdır. işte tam burda aklının birazcık aklı varsa :) seni zekana fazla itimat etmemen konusunda uyarır. elmayı hesapsız kopar der. ardını bırak ufkun rengine bak der. çocuklara sarılır. kimin seni sevdiğini değil senin ne sevdiğini önemser. kalbinin peşinden gitmeni söyler. bağırır: hissetmiyorsan ölüsün. ve kafatasın senin tabutun.

21 Şubat 2011 Pazartesi

91



hangisi daha zor bilmiyorum.. unutmak istemediklerimizin giderek belleğimizden silinmesi mi? yoksa unutmak istediklerimizin biz silkelendikçe iştahla belleğimize sarılması mı?


90


şimdi bana bunun varolmadığını iddia edemiyorsun. çünkü tanıklığının sana ispatlamış olduğu bir şeyi reddetmen mümkün değil. ama güvende hissetmek için bunu tek başıma yarattığımı söylüyorsun. halbuki öyle olsaydı içimde ya bir zerre gurur, ya bir zerre pişmanlık hissederdim. üstelik bu denli olağanüstü ve ürkütücü bir gücün sadece kafamın içinde oluşageldiğini varsaymak, delirdiğimi varsaymaktan daha delice!..
/sezginin kimyası

11 Şubat 2011 Cuma

89

Bir zarın içinden mezarın içine kadar geçen süreye hayat, bu süreyi unuttuğun anların toplamına "yaşamak" denir.

88

istisnalar kaideyi her zaman bozar.
fakat kaideye muhtaç olan kalabalık bunu daima örtbas etmeye çalışır.

87

sana neden yorgun göründüğümü söyleyeyim;
ben kendimin ve iyiliğin yanındayım..

86

anne olunca insan hayata dair yeni şeyler öğrenir derler ya;
acıya dayanmanın hata olduğunu onu öğrendim ben.
acıya dayanmak diye birşey yok. İTMEK VAR!!!

85

kontrol, akıl, bilgi, tahammül, güç, his, perspektif, muhakeme...
ve keder, hem de hepsini kaybedeceğin kadar.
iki zıt şeyi aynı ederde anlama arzusunun seni en iyi ihtimalle kişiliksiz yaptığı bir coğrafyada, uslanmaz bir asi olmayı tercih ediyorum! 
söz konusu kendim dahi olsa yıkarım! kırkıncı kez dahi olsa, YIKARIM! ta ki bir kara deliğe direnecek kadar muazzam olan ortaya çıksın!...

84

gerçekten iyi bir film, aşka benzer
sizi değiştirir, hem de her defasında.
bir de ömür boyu hiç değişmeyen insanlar vardır
onlar size mısır satarlar, paralarını sayarlar
ve statülerini düşünürler.

83

asıl meselemiz vedadan sonrası.
yani "hissettim, gerçekti, ben hakkını verdim" diyebilmek.
"o'nun yapmadıkları"na takılmadan. hissettim, bitti mi, yine hissederim diyebilmek.
mesele başkalarının sana hissettirdiklerine yaslanmamak. ne olursa olsun HİSSETMEYE devam etmek..söylenmeden.
aslında mesele galiba daha da basit.. bir şey hissettiğin canlı/cansızdan sorumlu olmaktan bile akıcı, hissetmeye karşı olan, kendine, kalbine karşı olan sorumluluk. anladığım bir tek şey varsa, o da yaşamdan keyif almanın, gerçekten "AN"ı yaşayabilmenin püf noktası bu. bunu en iyi ÇOCUKLARDAN öğrenebiliriz. daha da etkilisi, kendi çocukluğumuzdan

82

KAFAMIZIN İÇİNDEN ÇIKALIM DİYORUM
BİRBİRİMZİ HİÇ TANIMADAN ÖLECEĞİZ!

81

Bizim gibilerin küçükken olmayı hayal ettiği iki kişi vardır.
Biri inandığı değer uğruna canı pahasına savaşacak kadar gözükara,
diğeri savaş kelimesini duyduğunda hiç doğmamış olmayı dileyecek kadar kırılgandır.
Ne yazık ki bu talihsiz insanlar hangi tarafı seçmeleri gerektiğine bir türlü karar veremezler..
Halbuki karar... verilmesi şarttır, değil mi? Değil mi hanımefendi,
size göre biz bunu yapmadığımız taktirde ruhumuz hastalanır.
Ruhumuzda neredeyse burnumuzun büyüklüğünde bir delik açılır.
Üstelik tıpkı burnumuz gibi biz ölene dek büyümeye devam eder.. değil mi?
Değil hanımefendi..
Asıl talihsizlik bir taraf seçmenin gerekliliğine inandırılmış olmamızdır.
Bir seçim yaptığınızda tamamlanacağınıza inanmayın! Aksine hasta eden bu bizi!
Bizi önce bir bekleme odasına alıp sonra ağır basan tarafımıza doğru ruhumuzu kalbimizi aklımızı derimizi gerdirip kapatan sistemi kınıyorum!
Hep bir şey eksikmiş gibi hissederek yaşamaya mecbur değilsiniz!
Size ait olmadığını ne kadar haykırsanız da onsuz hep eksiksiniz!
İçiyorsunuz, ağlıyorsunuz, içiyorsunuz, öfkelisiniz!
Nasıl olacak henüz bilmiyorum ama
olmalı!
Çünkü kendinizi iki evlat gibi ayırmadan sevmeyi öğrenemedikçe,
Habil'le Kabil'in yazgısını tek bedende paylaşacak olan,
sizsiniz!..

80

siz bir karanlık gördünüz
oysa kendimi ben söndürdüm
küllerimden doğmak için!

79

bir sabah uyandığında aklında beliren ilk arzu o günkü tüm iş planını bozup sadece bir kavanoz çilek reçeli yapmak olan hevesli bir kadın olabilirdim. ama ağzımın tadını bozan bir şey var bu hayatta ve o çileği zamana dayayan mefhum bende bir türlü yerine oturmadı. belki daha çok hırslanmalıydım. kendimi işleyen çarkın... içinde tutmak adına verdiğim mücadeleyi hayatım pahasına bırakmamalıydım. ama hergün ağladığımı duyuyordum yan odadan. ben aptal mıyım hangi müziğin volümü bunu bastırabilir. duyuyordum. kimsenin kalbimde açılan karadelikten haberi yoktu ve eksileri yutma yeteneğim bana pahalıya patladı. burnuma gelen radyasyon kokusunu uzun müddet takip ettim. evinde bir kedi besleyince insan kokular konusunda yanılabiliyor. hayır, belki ben hiçbir zaman uyandığında aklında beliren ilk arzu bir kavanoz çilek reçeli yapmak olan o kadın olamayacağım. ama kendim için daha iyisini yapacağım. geri gideceğim! bu işleyişi tersine çevirecek kadar geri! çileğin tohumda saklandığı yere kadar geri! insanın eşleşme gizindeki sezgi kadar geri! ağzımın tadını bozan her ne ise onu bulup, yok edecek kadar, GERİ!..

işte bir yıl önce o sigaradan ilk nefesi çektiğimde kendime koyduğum hedef buydu. şimdi nerede miyim? bir süpermarkette. sigara? hayır. çilek reçeli rafının önündeyim.

kısaca, biraz daha zamanı var... ;)