21 Şubat 2011 Pazartesi

91



hangisi daha zor bilmiyorum.. unutmak istemediklerimizin giderek belleğimizden silinmesi mi? yoksa unutmak istediklerimizin biz silkelendikçe iştahla belleğimize sarılması mı?


90


şimdi bana bunun varolmadığını iddia edemiyorsun. çünkü tanıklığının sana ispatlamış olduğu bir şeyi reddetmen mümkün değil. ama güvende hissetmek için bunu tek başıma yarattığımı söylüyorsun. halbuki öyle olsaydı içimde ya bir zerre gurur, ya bir zerre pişmanlık hissederdim. üstelik bu denli olağanüstü ve ürkütücü bir gücün sadece kafamın içinde oluşageldiğini varsaymak, delirdiğimi varsaymaktan daha delice!..
/sezginin kimyası

11 Şubat 2011 Cuma

89

Bir zarın içinden mezarın içine kadar geçen süreye hayat, bu süreyi unuttuğun anların toplamına "yaşamak" denir.

88

istisnalar kaideyi her zaman bozar.
fakat kaideye muhtaç olan kalabalık bunu daima örtbas etmeye çalışır.

87

sana neden yorgun göründüğümü söyleyeyim;
ben kendimin ve iyiliğin yanındayım..

86

anne olunca insan hayata dair yeni şeyler öğrenir derler ya;
acıya dayanmanın hata olduğunu onu öğrendim ben.
acıya dayanmak diye birşey yok. İTMEK VAR!!!

85

kontrol, akıl, bilgi, tahammül, güç, his, perspektif, muhakeme...
ve keder, hem de hepsini kaybedeceğin kadar.
iki zıt şeyi aynı ederde anlama arzusunun seni en iyi ihtimalle kişiliksiz yaptığı bir coğrafyada, uslanmaz bir asi olmayı tercih ediyorum! 
söz konusu kendim dahi olsa yıkarım! kırkıncı kez dahi olsa, YIKARIM! ta ki bir kara deliğe direnecek kadar muazzam olan ortaya çıksın!...

84

gerçekten iyi bir film, aşka benzer
sizi değiştirir, hem de her defasında.
bir de ömür boyu hiç değişmeyen insanlar vardır
onlar size mısır satarlar, paralarını sayarlar
ve statülerini düşünürler.

83

asıl meselemiz vedadan sonrası.
yani "hissettim, gerçekti, ben hakkını verdim" diyebilmek.
"o'nun yapmadıkları"na takılmadan. hissettim, bitti mi, yine hissederim diyebilmek.
mesele başkalarının sana hissettirdiklerine yaslanmamak. ne olursa olsun HİSSETMEYE devam etmek..söylenmeden.
aslında mesele galiba daha da basit.. bir şey hissettiğin canlı/cansızdan sorumlu olmaktan bile akıcı, hissetmeye karşı olan, kendine, kalbine karşı olan sorumluluk. anladığım bir tek şey varsa, o da yaşamdan keyif almanın, gerçekten "AN"ı yaşayabilmenin püf noktası bu. bunu en iyi ÇOCUKLARDAN öğrenebiliriz. daha da etkilisi, kendi çocukluğumuzdan

82

KAFAMIZIN İÇİNDEN ÇIKALIM DİYORUM
BİRBİRİMZİ HİÇ TANIMADAN ÖLECEĞİZ!

81

Bizim gibilerin küçükken olmayı hayal ettiği iki kişi vardır.
Biri inandığı değer uğruna canı pahasına savaşacak kadar gözükara,
diğeri savaş kelimesini duyduğunda hiç doğmamış olmayı dileyecek kadar kırılgandır.
Ne yazık ki bu talihsiz insanlar hangi tarafı seçmeleri gerektiğine bir türlü karar veremezler..
Halbuki karar... verilmesi şarttır, değil mi? Değil mi hanımefendi,
size göre biz bunu yapmadığımız taktirde ruhumuz hastalanır.
Ruhumuzda neredeyse burnumuzun büyüklüğünde bir delik açılır.
Üstelik tıpkı burnumuz gibi biz ölene dek büyümeye devam eder.. değil mi?
Değil hanımefendi..
Asıl talihsizlik bir taraf seçmenin gerekliliğine inandırılmış olmamızdır.
Bir seçim yaptığınızda tamamlanacağınıza inanmayın! Aksine hasta eden bu bizi!
Bizi önce bir bekleme odasına alıp sonra ağır basan tarafımıza doğru ruhumuzu kalbimizi aklımızı derimizi gerdirip kapatan sistemi kınıyorum!
Hep bir şey eksikmiş gibi hissederek yaşamaya mecbur değilsiniz!
Size ait olmadığını ne kadar haykırsanız da onsuz hep eksiksiniz!
İçiyorsunuz, ağlıyorsunuz, içiyorsunuz, öfkelisiniz!
Nasıl olacak henüz bilmiyorum ama
olmalı!
Çünkü kendinizi iki evlat gibi ayırmadan sevmeyi öğrenemedikçe,
Habil'le Kabil'in yazgısını tek bedende paylaşacak olan,
sizsiniz!..

80

siz bir karanlık gördünüz
oysa kendimi ben söndürdüm
küllerimden doğmak için!

79

bir sabah uyandığında aklında beliren ilk arzu o günkü tüm iş planını bozup sadece bir kavanoz çilek reçeli yapmak olan hevesli bir kadın olabilirdim. ama ağzımın tadını bozan bir şey var bu hayatta ve o çileği zamana dayayan mefhum bende bir türlü yerine oturmadı. belki daha çok hırslanmalıydım. kendimi işleyen çarkın... içinde tutmak adına verdiğim mücadeleyi hayatım pahasına bırakmamalıydım. ama hergün ağladığımı duyuyordum yan odadan. ben aptal mıyım hangi müziğin volümü bunu bastırabilir. duyuyordum. kimsenin kalbimde açılan karadelikten haberi yoktu ve eksileri yutma yeteneğim bana pahalıya patladı. burnuma gelen radyasyon kokusunu uzun müddet takip ettim. evinde bir kedi besleyince insan kokular konusunda yanılabiliyor. hayır, belki ben hiçbir zaman uyandığında aklında beliren ilk arzu bir kavanoz çilek reçeli yapmak olan o kadın olamayacağım. ama kendim için daha iyisini yapacağım. geri gideceğim! bu işleyişi tersine çevirecek kadar geri! çileğin tohumda saklandığı yere kadar geri! insanın eşleşme gizindeki sezgi kadar geri! ağzımın tadını bozan her ne ise onu bulup, yok edecek kadar, GERİ!..

işte bir yıl önce o sigaradan ilk nefesi çektiğimde kendime koyduğum hedef buydu. şimdi nerede miyim? bir süpermarkette. sigara? hayır. çilek reçeli rafının önündeyim.

kısaca, biraz daha zamanı var... ;)