11 Şubat 2011 Cuma

81

Bizim gibilerin küçükken olmayı hayal ettiği iki kişi vardır.
Biri inandığı değer uğruna canı pahasına savaşacak kadar gözükara,
diğeri savaş kelimesini duyduğunda hiç doğmamış olmayı dileyecek kadar kırılgandır.
Ne yazık ki bu talihsiz insanlar hangi tarafı seçmeleri gerektiğine bir türlü karar veremezler..
Halbuki karar... verilmesi şarttır, değil mi? Değil mi hanımefendi,
size göre biz bunu yapmadığımız taktirde ruhumuz hastalanır.
Ruhumuzda neredeyse burnumuzun büyüklüğünde bir delik açılır.
Üstelik tıpkı burnumuz gibi biz ölene dek büyümeye devam eder.. değil mi?
Değil hanımefendi..
Asıl talihsizlik bir taraf seçmenin gerekliliğine inandırılmış olmamızdır.
Bir seçim yaptığınızda tamamlanacağınıza inanmayın! Aksine hasta eden bu bizi!
Bizi önce bir bekleme odasına alıp sonra ağır basan tarafımıza doğru ruhumuzu kalbimizi aklımızı derimizi gerdirip kapatan sistemi kınıyorum!
Hep bir şey eksikmiş gibi hissederek yaşamaya mecbur değilsiniz!
Size ait olmadığını ne kadar haykırsanız da onsuz hep eksiksiniz!
İçiyorsunuz, ağlıyorsunuz, içiyorsunuz, öfkelisiniz!
Nasıl olacak henüz bilmiyorum ama
olmalı!
Çünkü kendinizi iki evlat gibi ayırmadan sevmeyi öğrenemedikçe,
Habil'le Kabil'in yazgısını tek bedende paylaşacak olan,
sizsiniz!..

0 yorum: