26 Temmuz 2013 Cuma

132

bazen yakınındaki uzak , uzağındaki yakındır ya. işte bana ikisi de uzak.
hiç bir şey manevi bir bütünlükle sarmıyor beni.
çocukluğumu da özlemedim, o zamanlar da böyle hissederdim.
ben hep avaz avaz öne atılan olurdum, dört kolla bağlanan,
gözeten, koruyan, hırçın! kendine umarsız, saf ve samimi olanın hakkına siper gibi, dünyanın bir ucundaki vicdansızlığa yumrukları sımsıkı bir çocuktum. çok üzüntü vardı hep içimde. tarifsiz ve yeryüzü kaç kilometreyse o kadar.. bir şeyleri değiştirmek isterdim. insanlar güçleri yeteceği halde neden adalet için dimdik değillerdi, neden birbirimizi bulamıyorduk, niye insana evrilmiyorduk inatla anlamazdım.
ben büyürken gerçekten çok yoruldum. ve bazı akşamlar dayanamayıp delirdim. ve bazı sabahlar aklım geri geldi diye üzüldüm. ama en çok hissettiğim sıkılmaktı. bence bu denli gözü gördüğünden kör bir kalabalığın içinde olmak çok sıkıcı.
bu sebeple hep çocuklara yakın durdum. aklı büyük kalbi büyük ruhu çocuk olanlarla mutlu olabildim. bazı insanlar çocuk yaşta ruhlarını kirleten bu kalabalığa ve onların sevilmek üzere koydukları kurallara sorgulamadan boyun eğiyorlar. bazıları yetmişine merdiven de dayasa hep sevmenin, gerçek sevginin peşinde.
bir rüya gördüm aklımda bunlar vardı uyandığımdan beri. unutmayayım diye yazdım. nesneler kaybolur hisleri kalır ya rüya aleminin. aslında belki de her şey için aynı bu.
maneviyatın maddiyata hükmettiği bir dünya diliyorum.
umarım ki dünya gözüyle de görürüm.

0 yorum: